Önsöz
Merhabalar, nasıl giriş yapacağımı bilmediğim için pata küte dalıyorum olaya. Ben bir şeyler yazdım ve yazdıkça dedim ki bunları birileri okumalı.
Hayır çok iyi olduğumu düşündüğümden değil, bu dünya zihnime büyük gelmeye başladığından… Artık kafamdaki dünya öyle büyümüştü ki ”Yeter artık, onları; tüm o karakterleri paylaşmalısın ve insanlar onları tanımalı.” dedim.
Uzun bir süre geçti ve şimdi diyorum ki ani bir kararla : Artık zamanı geldi. Artık paylaş ve insanlar onları seninle birlikte tanısın. Bu yüzden burada apar topar kelimelerim karışa karışa yazıyorum.
Bu kurgu zihnime düştüğünde bir bebek gibi baktım büyüttüm onu. Büyüdükçe güzelleşti, güzelleştikçe dallandı budaklandı. Ve dedim ya artık ben bu dünyayı sadece kendime sığdıramamaya başladım.
Belki bir gün elime alıp sayfalarına dokuna dokuna okurum umuduyla yazıyorum. Elimde sayfalarını hışırdatarak okuyabilirim ve dahası o sayfaları bir başkası hissede hissede okur diye…
Ve işte yazıyorum bugün, dünyaya salıyorum bu destanı. Destanın adı NOVA.
Benim ilk gerçek kurgum; ilk göz ağrım.
Giriş
Sızlayan parmaklarını gevşetmek için onları kıpırdattı. Hareketleri ölümü kabul etmiş bir ihtiyar kadar yavaş ancak her an savaşa başlayacak bir asker kadar temkinli ve kararlıydı. Güçlü ve sert adımları suyu bulandırırken bir Asile yakışır endamıyla sessizce yürümeye devam ediyordu. Kısık gözleri yarım yamalak görüyorken yarasından sızan kan suda desenler çizerek yayılıyordu. Esiri olduğu soğuk, iliklerine kadar ulaştı.
Dudakları soğuktan morarmışken titrememeye çalıştı. Titremesinin durmayacağının bilincindeydi. Ama bu gerçeğe inanmak istemiyordu. Güçsüzlük bedenine yapışmıştı ancak benliği hala cesaretinden ödün vermiyordu.
Vücudunun her bir noktası titrerken kalbi içinde bir yerlerde gümbürdüyordu hırsla. Isınması gerekti, soğuk acı verici bir şekilde bedenini sıkıştırıyordu. Birbirine dolanan ayakları zorlukla adım attı. Eski kararlılığı şimdi yerinde değildi, korku bedenini ele geçirirken cesareti koşarak kaçıyordu. Kaçan cesaret yere düştü, yaralandı. Korkuysa ona daha sıkı sarılmıştı içinde bir yerlerde. Korkmak gibi bir lüksü hiç olmamıştı. Ancak şu an damarlarında dolaşan şey bile korkuydu.
Büzüşen bedeni hareket ettikçe soğuktan sarsılıyordu. Rüzgar suyla bir olup tenine işledi. İliklerine dek sızan acı soğuk ağlamak istemesine neden oluyordu. Suda zorlukla bir adım daha attı.
Küçüldü adımlar attıkça, bedeni ufaldı. Yok olmaya baş kaldırdı, küçüldükçe yürüdü; yürüdükçe küçüldü.
Tökezleyerek bir adım daha attı.
Ve bir daha ve ardından bir daha…
Çaresizlik kendini kötü hissettiriyordu. Eski ihtişamı yoktu, bedeni güçsüz düşmüş ve neredeyse bir deri bir kemikti. Sıska bedeni soğuğa dayanamazdı. Sert adımları birbiri ardına devam etti. Balıklar kaçıştı o yürüdükçe.
Su boğazına ulaşıncaya dek vücudunu sundu suya. Yarı çıplak bedeni iyiden iyiye küçülürken dişleri takırdamaya başlamıştı. Adımları devam ederken su henüz saçlarının tamamını ıslatmamıştı. Soğuk, bir hissiyattan çıkarak somut bir hal almıştı. Soğuk ona izinsizce dokunuyor, bedeninde kendi hükmünü ilan ediyordu. Vahşice tenine dokunan bu his felç geçirmesine neden olacaktı. Nefesini tuttuğunda saçları nehrin içinde dağıldı. Kafasını suya bastırırken gözleri yumuk ve ıslaktı.
Her şey fazla ıslaktı.
Fazla çıplak…
Ve acı verici…
Teni suya esir düşmüşken zihni hiç olmadığı kadar berraktı.
Sırtındaki yara değil soğuk ölümcüldü.
Kızıl kan, damarlarından akıp bir yol bularak sırtındaki yarıktan suya karışıyordu dur durak bilmeden. Koyu renkteki sıvı, suyu bulandırmaya devam ederken acı; vücudundan çekilmeyi reddediyordu. Sırtında odaklanan sızı ve ellerinin arasından firar eden kılıcı… Bilinci suda dağılan kanı gibiydi. Yok olurken etrafta lekesini bırakıyordu. Kan kokusu suyun mide bulandırıcı yosunsu kokusuna karıştı.
Bedeni pes ederken zihni asiydi. Ve gözleri kapalıyken hissetmek daha kolaydı.
Az sonra tenindeki yoğun hissiyat onu terk etmişti. Artık bedeninin kasılmasına neden olan soğuk yoktu. Kafasını serbest bıraktığında su ciğerlerine dolmuştu.
Sadece soğuk değil, hiçbir his yoktu.
Ve şimdi sadece suda kaybolmuş bir balıktı. Yaralı ve çaresiz bir balık… Bir amacı, bir ailesi, kimsesi ve hiçbir şeyi yoktu. Hissizlik güzeldi. Ama asla güven verici değildi.
Suda savruldu dakikalarca. Ciğerleri su ile dolmuşken vücudunu ele geçirmiş olan dalgalar yarı çıplak bedenini nehir boyunca savurdu.
Her seferinde başka bir kayaya çarptı, başka yosunlara dolandı.
Başka balıklar dokundu tenine. Suya karşı çıkmadı, kendini ona bıraktı. Suya karıştı, su oldu.
Fazlası değil, sadece su oldu.
Sultan Sude Karanlık
Dipnot: Bu güzel kurgunun giriş bölümü “birkacseyy.wordpress.com” adresinden yazının sahibi Sultan Sude Karanlık’tan izin alınarak yayınlanmıştır. Bu ve bunun gibi yazılar için “birkacseyy.wordpress.com” adresini ziyaret etmeyi ihmal etmeyiniz. Okuduğunuz için teşekkürler. İyi günler.

Yorum bırakın