Âşıklık zor meslektir sevgili okur. Gecesi olmaz, gündüzü olmaz. Hayatının ve diğer duygularının sigortası zaten hiç yoktur. Karşılığında maaş niyetine aldığın bir avuç sevgi karnını bile doyurmaz. Çalışma saatleri çok esnektir bir kere. Düşünsenize 7/24 çalışan başka kimse var mı? Âşık olan insan uyurken bile çalışır. Rüyalarında çalışır. Hatta para kazanırken bile aslında âşık olarak çalışır. Fedakârlık ister aşıklık mesleği. Bu işte iyi olmak için kendinden vazgeçmen gerekir. Hem de ne uğruna? Bir avuç sevgi, belki biraz saygı. Aşıklık zor meslektir de daha zor olanı vatana âşık olmaktır.
Evet konuya aşıklık mesleğinden girdim çünkü bugün hakkında düşüncelerimi yazmak istediğim insanın gerçek bir profesyonel âşık olduğuna inanıyorum. Siz belki onu asker, devlet adamı, siyasetçi, kumandan gibi farklı mesleki sıfatlarla değerlendiriyor olabilirsiniz. Bu kesinlikle yanlış değildir ama bence onun asıl mesleği aşıklıktır.
Öyle ki tüm gençliğini, hayatını, ailesini, arkadaşlarını hatta ilk aşkını bile geride bırakmayı göze almıştır bu ülkeye âşık olarak.
Evet tahmin etmişsinizdir belki. Bugün hakkında konuşmak istediğim kişi Büyük İnsan, Başkomutan, Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Ondan âşık olarak bahsetmek istedim çünkü herhangi bir şeye hayatını vermek büyük fedakârlık ister ve bu kadar büyük fedakarlığı ancak bir aşık yapabilir benim gözümde. (Günümüzde ağızlarına “Aşkım” sözcüğünü sakız eden vıcık vıcık ilişkilere sahip o sözde aşıklardan bahsetmiyorum. Buradaki cümlelerim gerçek aşıklarla ilgili.)
Sözlerime daha sayfalarca devam edebilirim ancak sizleri yormak istemem. Şimdi 19 Mayıs’ın nasıl bayram olduğunun hikayesini aktarayım size belki başka yazılarda ve başka zamanlarda Atatürk hakkında daha uzun sohbetler ederiz.
1932 senesinde Aydın Halkevi, Atatürk’e saygı göstermek için, bir gazi günü tertip etmek ister fakat hangi gün kutlama yapılması gerektiğine bir türlü karar verilemez.
Uzun tartışmalardan sonra, ortak bir kararla Atatürk’ün doğum gününü Gazi Günü olarak kutlamaya karar verilir. Asıl sıkıntı burada başlar çünkü kimse Atatürk’ün doğum gününü bilmemektedir. Şehrin ileri gelenlerine sorulur ancak yanıt alınamaz. Tarih kitaplarına bakılır, tarihçilerle konuşulur ama nafile.
Tam o günlerde 1932 senesinin Temmuz ayında Ankara’da 1. Türk Tarih Kurultayı toplanacaktır. Bu toplantıya Aydın Ortaokulu’nun tarih öğretmeni Hulusi Aksudoğan da davet edilir.

Hulusi Bey kurultaya katılan tüm tarihçilere hatta Atatürk’ün yakın arkadaşlarına bile sorar doğum gününü ancak onlarda bilmemektedir. Tam karaları bağlayacakken Atatürk’ün katılımcılara çay partisi vereceği haberi gelir ve Hulusi Bey’e umut olur.
Heyecanla Orman Çiftliğinde verilen partiye gider ve hemen Atatürk’ü bulup Aydın Halkevi’nin yapmak istediği kutlamayı anlatır. Ve doğum gününü bilmediklerini söyler.
Atatürk’ün bir anda gözleri parlar ancak o parlama yerini hızlıca bir karanlığa bırakır ve bir sigara yakarak kollarını iki yana açar ve,
“Bunu bana sormayınız, doğum günümü bilmiyorum.” Der.
Ne diyeceğini bilemeyen Hulusi Bey olduğu yerde kalakalır. Karşısında beklediğini gören Atatürk Ankara semalarına bakıp bir süre düşündükten sonra,
“Samsun’a çıktığım günü kutlayınız.” Der ve çevresindeki tarihçilere dönüp,
“Samsun’a ne zaman çıktım?” diye sorar.
Tarihçiler, “19 Mayıs 1919’da” diye yanıt verirler.
Yüzü aydınlanan Atatürk,
“İşte benim doğduğum gün!” der
Gazi Günü kutlaması daha sonra bütün ülkede Gençlik Bayramı olarak kutlanmaya başladı sonrasında Gençlik ve Spor Bayramı adını alarak bugüne kadar geldi.
Anlatan: Hulusi Aksudoğan
Derleyen: Ahmed Hidayet Reel,
Atatürk’e Ait Hatıralar,
Cumhuriyet Matbaası, İstanbul,
1949, sayfa 106-107

Yorum bırakın